25 Aralık 2011 Pazar
17 Ekim 1968 Mexico Olimpiyatları
Belki bu olayı biliyorsunuz, bilmeyenler için anlatalım..
1968 yılı Mexico olimpiyatları, 200 metre yarışı. Yarışı siyahi atlet Tommie Smith birinci, beyaz atlet Peter Norman ikinci, siyahi atlet John Carlos üçüncü olur. Bundan sonrası için iki iddia var. İlkinde iki siyahi atlet Norman’ a gelir ve o günler için devrim belki de provokasyon sayılabilecek bir eyleme katılmasını isterler. İkinci iddiaya göre ise bu eylemi Norman tasarlar ve bu iki siyahi sporcuya önerir. Hangisinin doğru olduğu çok da önemli değil, madalya töreni sırasında bu iki siyahi sporcu milli marş okunduğu sırada ellerine siyah bir eldiven giyerler ve yumruk yaparak havaya kaldırırlar. Daha sonraları yaptıkları açıklamada siyah eldiven siyahi gururu, ayakkabısız siyah çoraplı ayaklar ise ırkçı Amerika' daki siyahi fakirliği temsil etmektedir. Peter Norman’ da desteğini belirtmek için göğsüne “insan hakları için olimpiyat projesi hareketi” rozeti takar. Bunu Martin Luther King Jr.’ In “non-violent protest” şiddet içermeyen protesto fikrinden yola çıkarak planladıklarını belirtirler.
Dünya ayağa kalkar, bu eylem olimpiyatların önüne geçer, ertesi gün bütün gazeteler bu kareyi birinci sayfadan verir. Sonrasında bu üç sporcunun spor hayatları sona erer, senelerce tehtid ve dışlanma ile yaşarlar.
Peter Norman ise belki de içlerinde en çok sıkıntıyı yaşayan sporcudur. Avusturalya’ ya döndüğünde tecrit hayatı yaşar, 1972’ de olimpiyatlara katılma hakkı kazansa da götürülmez, evliliği sona erer, işsiz kalır hatta Avusturalya hükümeti ölene kadar onu affetmez. Bunun yanında 1968 yılında olimpiyatlarda kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru, 2006 yılında vefat ettiğinde hala kırılamamıştır.
2006 yılında tabutunu kimler mi taşır? Tommie Smith ve John Carlos..
Aradan geçen uzun senelerde detaylar da ayrıca ortaya çıkmaktadır. Protesto esnasında çıplak ayaklı olmalarına rağmen sponsor olan Puma’ nın ayakkabılarını platformda tutmuşlardır. 2008 senesinde Puma 40. Yıl şerefine “Tommie Smith Puma Suedes” ayakkabılarını üretir.
Orjinali;
40. yıl için üretilenleri;
Orjinali;
40. yıl için üretilenleri;
Tommie Smith 2010 yılında altın madalyasını 250.000$' dan açık arttırmaya sunmuş, bu rakamı yakalayacak bir teklif gelmediğinden satmaktan vazgeçmiştir.
http://momentsintime.com/Tommie%20Smith.htm
http://momentsintime.com/Tommie%20Smith.htm
22 Aralık 2011 Perşembe
Nuran Abi
Amsterdam'da bir akşam vakti, karınlar acıkınca bir restorana giriyoruz, dandik bi masa gösteriyolar, beğenmiyoruz. İyi ki de beğenmiyoruz, çünkü gözümüze ilişen Rum restoranı Mykonos'a atıyoruz kendimizi, Amsterdam gezimizin en unutulmayacak saatleri orada yaşanıyor.
Menü incelenirken, "ahan da bak Musakka var lem" gibi konuşmalarımızı işitmiş mekan sahibi, tipinden Akdenizli olduğu belli, masamıza yanaşıyor, gayet düzgün bir Türkçe ile "gençler Türkçe konuşuyorsunuz, Türkiye'den mi?" diye soruyor.
Evet, buyrun lütfen - diyoruz.. Bir sandalye çekiyor Nuran abi. 1960-1961 de ayrılmış ailesi Türkiye'den, 6-7 Eylül olayları, varlık vergisi, baskılar falan.. Dayanamamışlar. Nuran abi 2 yaşında falanmış. Geliyor musunuz Türkiye'ye arada - diyoruz, cevap: "Derbilere." Nuran abi Amsterdam Fenerbahçeliler Derneğindeymiş. Avrupa'daki maçları kaçırmam - diyor. İstanbul'a da derbilere gidiyormuş. Sohbet ilerliyor, birer shot Uzo gönderiyor Nuran abi, arada mutfağa geçiyor, arada hesap alıyor.. Masadakilerin mahcubiyeti karşısında, hiç yaşanmamış o mazideki olaylar sanki, Nuran abi öyle sevecen, öyle samimi.. Ben Türk vatandaşıyım, vatandaşlıktan ayrılmadım zaten - diyor. Çok güzel İstanbul çok - diyor. Boğaz'daymış evleri, Avrupa yakasında, akraba-arkadaş çok hala - diyor. Fedon her geldiğinde uğrarmış, takılırmış Nuran abiye. THY ekipleri, kızlar (hostes) falan gelir arada, koyarız kasedi, oynar - eğleniriz - diyor.
Bir ara mutfağa doğru seslenip bir elemanını çağırıyor. Yusuuf ... O da mı Türk abi deyince, bir duraklıyor, doğru kelimeyi arar gibi, sonra gülümseyip Pontus diyor. Bildiğin Trabzon'luymuş Yusuf da. Haftaya Fransa'ya Lille maçına gitcez Yusuf'la diyor Nuran abi.
Türkiye'yi anavatanı gibi görüyor, ileride gelip yerleşecek inşallah. Çok da yakından takip ettiği belli ülke gündemini. Aziz Yıldırım'ın ihale nedeni ile içeride olduğuna inanmış. Bak kanunda var - diyor, 6 ay hapis yatan ihaleye giremiyor. 6 ay yatsın çıkarırlar - diyor. Tayyip için çok büyük adam, çok güzel yönetti ülkeyi diyor. Bizim itirazlarımıza karşılık da, ama o gastecilerin hapse atılması falan iş değil - diyor. Azınlıkların hakları ile ilgili yapılanlar, Rum kiliselerin açılması, ayinlere verilen izinleri hep takip etmiş. Yıllardır kimsenin yapamadıklarını yapıyor adam - diyor.
İstanbul nasıl bir şehirmiş bir zamanlar, Nuran abi gibi insanların azalması ile kaybettiğimiz zenginlikler, güzellikler nelermiş, o akşam hepimiz çok iyi anladık. Anavatanından ayrılmış, sürgün bir Rum'un özlemine ortak olduk. Ve kendimizi hiç mi hiç ayrı-gayrı hissetmedik Nuran abiyle.
Menü incelenirken, "ahan da bak Musakka var lem" gibi konuşmalarımızı işitmiş mekan sahibi, tipinden Akdenizli olduğu belli, masamıza yanaşıyor, gayet düzgün bir Türkçe ile "gençler Türkçe konuşuyorsunuz, Türkiye'den mi?" diye soruyor.
Evet, buyrun lütfen - diyoruz.. Bir sandalye çekiyor Nuran abi. 1960-1961 de ayrılmış ailesi Türkiye'den, 6-7 Eylül olayları, varlık vergisi, baskılar falan.. Dayanamamışlar. Nuran abi 2 yaşında falanmış. Geliyor musunuz Türkiye'ye arada - diyoruz, cevap: "Derbilere." Nuran abi Amsterdam Fenerbahçeliler Derneğindeymiş. Avrupa'daki maçları kaçırmam - diyor. İstanbul'a da derbilere gidiyormuş. Sohbet ilerliyor, birer shot Uzo gönderiyor Nuran abi, arada mutfağa geçiyor, arada hesap alıyor.. Masadakilerin mahcubiyeti karşısında, hiç yaşanmamış o mazideki olaylar sanki, Nuran abi öyle sevecen, öyle samimi.. Ben Türk vatandaşıyım, vatandaşlıktan ayrılmadım zaten - diyor. Çok güzel İstanbul çok - diyor. Boğaz'daymış evleri, Avrupa yakasında, akraba-arkadaş çok hala - diyor. Fedon her geldiğinde uğrarmış, takılırmış Nuran abiye. THY ekipleri, kızlar (hostes) falan gelir arada, koyarız kasedi, oynar - eğleniriz - diyor.Bir ara mutfağa doğru seslenip bir elemanını çağırıyor. Yusuuf ... O da mı Türk abi deyince, bir duraklıyor, doğru kelimeyi arar gibi, sonra gülümseyip Pontus diyor. Bildiğin Trabzon'luymuş Yusuf da. Haftaya Fransa'ya Lille maçına gitcez Yusuf'la diyor Nuran abi.
Türkiye'yi anavatanı gibi görüyor, ileride gelip yerleşecek inşallah. Çok da yakından takip ettiği belli ülke gündemini. Aziz Yıldırım'ın ihale nedeni ile içeride olduğuna inanmış. Bak kanunda var - diyor, 6 ay hapis yatan ihaleye giremiyor. 6 ay yatsın çıkarırlar - diyor. Tayyip için çok büyük adam, çok güzel yönetti ülkeyi diyor. Bizim itirazlarımıza karşılık da, ama o gastecilerin hapse atılması falan iş değil - diyor. Azınlıkların hakları ile ilgili yapılanlar, Rum kiliselerin açılması, ayinlere verilen izinleri hep takip etmiş. Yıllardır kimsenin yapamadıklarını yapıyor adam - diyor.
İstanbul nasıl bir şehirmiş bir zamanlar, Nuran abi gibi insanların azalması ile kaybettiğimiz zenginlikler, güzellikler nelermiş, o akşam hepimiz çok iyi anladık. Anavatanından ayrılmış, sürgün bir Rum'un özlemine ortak olduk. Ve kendimizi hiç mi hiç ayrı-gayrı hissetmedik Nuran abiyle.
15 Eylül 2011 Perşembe
7 Eylül 2011 Çarşamba
Söyleyemediklerim ve karıncalar...
Müsade varsa birkaç tespit yazmak isterim, şike sürecinde yaşananlara ilişkin. Nasıl toparlarım bilemiyorum, kopuk kopuk birsürü duygu-düşünceyi. İdare ediverin.
- FB yönetiminden aklanacağımıza inanıyoruz, adalete güveniyoruz tipi bir dünya mesaj verildi. Men edilme cezasına çok ciddi tepki verildi. Bir süre sonra CAS a başvuruldu, şimdi sürecin sonuçlanması bekleniyor. Bu arada tutulan avukatlar TV lere çıktı, açıklamalar yapıldı falan. Olay ilk patlak verdiğinde iğrenç şekilde iddialar, bazı fotolar yayımlanmaya başladığında yaratılan bilgi kirliliği de bir süre sonra dinlek kafa ile filtrelendiğinde geriye kalan bir-iki esas konu kalmış görünüyor. Diğer iddialara ilişkin çok fazla veri şu aşamada yok anlaşılan. Bu ciddi iddialardan biri İbrahim Akın a yapılan teşvik primi - şike teklifi. Bunu kendisi de itiraf etmiş galiba, sonradan yok baskı altındaydım demiş vs vs. Süreç içinde biz de bilgilendik, yeni yasa diyormuş ki maçı bağlamak bir yana teşebbüs etsen bile düşersin. CAS a başvuran yönetimi, "biz bu işlerin dışındayız, temiziz ve aklanacağız" düşüncesi ile aslanlar gibi hukuk mücadelesine giriştiler ise sonuna dek destekliyorum. Ammaaa, boşboş oturmayalım bişiler yapalım, Türkiye de hukuk guguk oldu, kulüpler, siyasiler de seferber oldu, mahkemeden gol yemeyiz, usul usul sesssiz sessiz yürür gider, sıyrılırız, UEFA yi da bak yasalarca aklandık der kitleriz gibi bir düşünce ile gittilerse bu temyiz makamına, sonuçlarına ne kendilerinin ne de başka herhangi bir kimsenin katlanamayacağı bir tablo ile karşı karşıya bırakırlar klübü ve hesabını da kimse veremez.
- Ortada 1-2 tane de kalmış olsa bu kadar ciddi görünen iddialar varken TFF nin etik kurulu basına yansıdığına göre teşebbüs var, şike yapıldı mı belli değil, kanıt da yok, ikna olmadım - der... Bunu dese bile, madem yasa teşebbüs varsa düşür diyor, TFF FB yi neden düşürmez? Benim kanaatim, FB camiası - taraftarı - kamuoyunun verdiği şiddetli tepkiden çok Digitürk ün çığlıkları etkili olmuştur. Bugün Kulüpler Birliği bu yasayı değiştirin diye partileri geziyordu, başlarında Demirören. Cavcav başından beri hepimiz yaptık yapıyoruz, düşürme olmaz, gelirler gider, Türk futbolu biter diye bağrınıyor. Bu ne zavallılıktır yav. Hakikaten zavallılık. Sen yanmasan, ben yanmasam ...
- Zavallı demişken, Fatih Altaylı nın karşısına çıkan Aydınlar ı görünce, ne kadar zavallı ne kadar perişan olduğunu görünce, kapadım izleyemedim programı. Bu mu TFF başkanı ? Bu mu yönetecek bu krizi, süreci, Türk futbolunu. Sen FB yi savunma, yasalarını savun, etik kurulunun verdiği kararı savun UEFA ya karşı. Ama savunabileceği bir durum yok ki. Kendi kendisini imha etti TFF, ayağına kurşun sıktı. Dakika durmamaları lazım orda, saniye hatta. Bundan daha beter duruma düşmez Türk futbolu hiç merak etmesinler..
- Aziz Yıldırım kimdir ki bu kadar boka bulaşmış ya da bir şekilde kendisini bokun dışında tutamamış, yanlış kişilerle diyaloglara dostluklara girişmiş bir adamı bu kadar insan sahipleniyor, destek çıkıyor? Kimdir bu Aziz Yıldırım Fenerbahçe için. Fenerbahçe ne kadar büyük bir isim, milyonların aşkı, Aziz Yıldırım ile özdeşleştiriliyor. Neden ? Rezaletin daniskası... Aziz Yıldırım sütten çıkmış ak kaşık olsun hatta, tüm sürecin en mağdur kişisi olsun.. Gene de kimdir yahu Fenerbahçe nin isminin yanında ?
- Taraftarda - camiada - kamuoyunda herkes diğer takımların eski defterleri peşinde. Yok Song un bonservisi felan. Size ne kardeşim ? "Ama onlar yaptı bişi olmadı, biz yapınca böyle muamele felan".. Eeee ? Bunu FB ye has bir tutum olarak algılamaktan çıkarıp Türk milletinin klasiği olarak genellemek lazım sanırım.
- GS klübü, süreç boyunca birkaç kez kendi iç iletişiminin salaklığını alenen sergilemiş olsa da, en azından kendisini bu yalakalığın, pisliğin mümkün mertebe dışında tutma çabası ile (dün de Çakar a 1 M TL dava açtıkları bilgisi geldi) takdirimi topladı, buna da değinmiş olayım.
5 Eylül 2011 Pazartesi
Sercan GS de.
Bu arkadaş bana feci halde birini hatırlatıyor ama kimi diye nice zamandır yırtınıyordum, GS renklerine girince ampul yandı hemen.
Arif'in kendine has yetenekleri vardı, Sercan'ın da öyle. Özellikle kabus gibi olan son vuruşlarını düzeltmesi çok önemli ama. Dışarı gitse üzüleceğim futbolculardan biriydi, çok eşine rastlanmayana bir tarzı, karakteri var. Renk katıyor futbolumuza. Saç baş yoldurtacak hocasına ama olsun, iyi olmuş kaldığı.
Arif'in kendine has yetenekleri vardı, Sercan'ın da öyle. Özellikle kabus gibi olan son vuruşlarını düzeltmesi çok önemli ama. Dışarı gitse üzüleceğim futbolculardan biriydi, çok eşine rastlanmayana bir tarzı, karakteri var. Renk katıyor futbolumuza. Saç baş yoldurtacak hocasına ama olsun, iyi olmuş kaldığı.
19 Ağustos 2011 Cuma
18 Ağustos 2011 Perşembe
16 Ağustos 2011 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












