29 Eylül 2008 Pazartesi
" Çok Kritik Karar ! "
GS-Konya maçını izliyoruz.. GS' nin süper bir vuruşla öne geçtiği ilk gol ofsayt, 1-1 olduktan sonra 2-1 öne geçtiği ikinci gol hem ofsayt hem faul.. Hakem görmüyor, göremiyor. 4-1 bitiyor maç, GS' nin süper kadrosu, atak futbolu konuşuluyor..
-2 puan BJK' ya, +2 puan GS hanesine yazılıyor..
26 Eylül 2008 Cuma
transfer süprizleri


aghahowa; wigan 'dan kayseri 'ye.okoronkwo 'yu bekliyoruz peşinden.
23 Eylül 2008 Salı
O bayrak ananın ...
Bir tribün anısı yazayım diyordum bir süredir. Bugüne kısmetmiş. Aklımda ne yazacağım da yoktu. Şöyle bir düşününce ilk olarak Souness’ın bayrak diktiği maç geldi aklıma. Nedir ulan, bunun acısı 6-0’ın kıvancını bastırıyor mu bilincimde diye kıllandım bir süre hatta.
İlk maçta Sami Yen’deyiz Soon ile. 10 gün mü, 20 gün içinde miydi neydi, biri lig biri kupa finalinin ilk ayağı iki maç, ikisi de Sami Yen’deydi, gitmiştik. Ömer’e bir paket Camel’e maloldu ilki, ikinci maçta Parliament’i zulalamış, tedarikli gelmiştim, sigaraya başladığım maçlardır bunlar. İki maçta da paket olduk, lig maçı olan tam faciaydı (sor olarak değil futbol olarak), kupa maçında ise kafa kafaya giden maçı biraz hakemin uydurduğu penaltı ile 1-0 kaybetmiştik. Ama maç sonunda biz de, uzatılan mikrofonlara çok kısa konuşan Tayfun Korkut kadar inançlıydık: Bunun Kadıköy’ü var...
Benim manyak bir kuzenim var. Daha doğrusu o yıllarda manyaktı. Fenerbahçe manyağı. Şimdi evlendi akıllandı, 1 yaşında kızı var. 93’te sezon açılışına gitmişiz, maratondan açılış maçını izliyoruz. O yılların adeti olduğu üzere maç bitmeden sahaya daldı 200-300 kişi. Polis – stat görevlileri çıkarmaya çalışıyor. Bir baktım bu da orda, dalmış sahaya forma kapıcam diye. Stat görevlisiyim ayağına, millete boşalt burayı yapıyor uyanık. Öyle bi manyak yani.
Onunlayız tribünde rövanşta. Dramatik bir 90 dakika. Neredeyse tek kale oynanıyor. Beklenen golü ikinci yarıda V. Gobbel’in üzerinden çok dar açıdan kafayı vuran Aykut ile buluyoruz. Akabinde dalga dalga gelen ataklara iyi direniyor Galatasaray, kalecisi yıldızlaşıyor (kimdi ki acaba? Taffarel, ya da bir öncesi?). Velhasıl uzuyor maç. Uzatmalarda da değişiklik yok. Galatasaray maç boyunca doğru dürüst atak yapamıyor. 119 ya da 120. dakikada gelişen belki de ilk ataklarında Saunders çok düzgün vuruyor ve hevesimizi kursağımızda bırakıyor. Maçtan sonra taraftar – yazar güruhunun prototiplerinden olan Yavuz Gökmen “gol vuruşu” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıya göre Fenerlilerin çektikleri sadece şut, Saunders’ın ki ise gol vuruşu idi. Ona da çok beddua ettim ama öldüğünde üzüldüm yemin ederim.
Neredeyse 30 yıldır alamadığımız kupanın tarihine bakmak lazım, bu kadar enteresan bir maç daha var mıdır diye. 7-8 net pozisyon kaçıyor, kupayı başkası alıyor. Ben zaten o gün kıllandım ilk. Bu kupada bir bokluk mu var diye. O zamanlar heralde 14-15 yıldır hasrettik kupaya, şimdi oldu 28-30. Maçtan sonra ortasahanın göbeğine bayrak diken Souness’ın laneti sürüyor belki de. Bu adamın narına bir sonraki sezon Rambo daldıydı sahaya Sami Yen’de. Üstüne gelen genç Ayhan beyaza döndüydü elindeki bıçağı görünce. Spor tarihinin en büyük provokasyonlarındandır belki bu yönüyle. Taraftarlar çok yapar da, bir hocanın yapması enteresandı. O esnada çok koymadı nedense. Bu mevzularda çok daha tecrübeli olan kuzen ise delirdi adeta. Tribündeki diğer taraftarları da gaza getiren bir şekilde küfür ve nidalar atarak koltukları kırmaya başladı (hayır sahaya atmadık, kırıldığı gibi bıraktık). Bir anda etraf kırık koltuk doldu. Acımıştım güzelim mavi koltuklara. Tribün şiddetinin içindeydim işte. Bu tip konularda bize medeniyet dersi veren, ders alınmamışsa cezalar yağdıran ecnebi memleketlerinden gelen bir adam yüzünden olmuştu her şey.
Hemen o akşam “nasıl diktiler len bayrağı” ayarları verilmeye başlandı mahallede. Nasıl verilmesin, kendimi Galatasaraylıların yerine koyuyordum, gurur ve ego tavan yapar diyordum. BJK’ye bir şekilde var olan sempatimin ilk kayıpları da bugünlere rastlar belki. Size giren çıkan ne olm - diye cevap veriyoduk BJK’lı olup bu mevzu üzerinden vuranlara. Bu mevzu o kadar yer etmişti içimizde o günlerde.
22 Eylül 2008 Pazartesi
fenerbahçe - parma


.
.
.
.
.
.
98-99, fenerbahçe 'yi eleyen ve uefa kupasına uzanan parma kadrosu iyiydi;
buffon
thuram-cannavaro
veron-dino baggio-fiore
crespo-chiesa-aspirilla
Canto : Boghossian diye bir adam hatırlıyorum ortasahada. Defanslarında Benarrivo yok mu idi? Bu Benarrivo da her yerde oynardı CM de di mi? Stefano Fiore yeni parlıyodu, sonradan patlama yapamadı o ayrı. Sensini ve Diego Fuser'de aynı kadroda olmalı. Chiesa'dan emin olamadim ama.
19 Eylül 2008 Cuma
almandan, çok kullanılmış brezilyalı.
Beşiktaş : 1 Metalist : 0

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Sonunda dayanamayıp D-Smart' da almış oldum, yerini uydu reciever' ın üzerinde aldı. En altta kalan divx player' ın canı çıksın.. Turksat 1C' ye bakan bir uydunuz varsa, d-smart kutusunun arkasına takıyorsunuz, ilk açılışta otomatik olarak kendini update ediyor ve aktivasyon istiyor. Telefonla d-smart ı arayıp açtırabiliyorsunuz..
Beşiktaş-Metalist Kharkiv maçı öncesinde kadrolar açıklandığında takımın 4-5-1 düzeninde oynayacağını düşündük, defansta seric-zapo-sivok-serdar, ortada tello-cisse-uğur-delgado-holosko, ileride nobre. Maç başladığında ise dağılımın bu şekilde olmadığı ortaya çıktı. Defans yine aynı, orta saha ise solda tello, ortada cisse önünde delgado, sağda uğur, ileride nobre ve holosko. Sanırım holosko' yu marke edecek rakip defans oyuncusunu şaşırtmak için yapılmış bir hamleydi fakat holosko' nun başına dikilen defans oyuncusu uche' nin gençlik yıllarını aratmaz şekilde koşu yollarını iyi kapattı. Rakip her ne kadar tanınmayan, avrupa kupalarında 1 galibiyeti bulunan bir ekip olsa da ukrayna liginde shaktar ile berabere kalıp dinamo kiev' i yenmiş bir ekip. Forvetlerinden biri ukrayna gol kralı diğeri ise -edmar- brezilya u21 oyuncusu. Çok koşan, bozan, hızlı ve net atağa çıkan bir ekip, öyle çalım olayına, gereksiz taramalara girmiyorlar. Atılan gol net ofsayt, rakibin de direkten dönen 2 topu var. Bunlar dikkate alındığında gol yenmeden alınan galibiyet çok da fena değil ama rövanş maçının zorlu geçeceği de aşikar.
Kadroya dikkat ederseniz 8 yabancı ile maça başlandığını, bobo' yu da ilk 11' de koymuş olsa 9 yabancı ile oynayabileceğini görmüşsünüzdür. Bu 2 Türk oyuncudan kaleciyi de çıktığınızda sahada 1 türk ile mücadele eden bir ekip görmüş oluyoruz. Başkanın yabancı sınırlaması ile ilgili yapmış olduğu açıklamalarına, konu ile ilgili tuttuğu tarafa pek de uymadığı görünüyor.
Değişiklikler yerindeydi, hatta Delgado belki daha önce bile çıkabilirdi, kendisi son 2-3 maçtır pek gözükmüyor. Cisse' de kendisine ayak uyduran oyunculardan birisi. Defans dörtlüsü ise bu sene en az baş ağrıtacak kısım olarak görünüyor..
Demi ...
16 Eylül 2008 Salı
En absürd tezahüratlar ...
1. Zıplaaaaaaa, Zıplaaaaaa ...
2. Çıldır, çıldırr, çıldırmayan ibnee(dir)...
3. Bir sevgilim olsaaaaaa saçları sarı olsa fenerbahçeli olsa bir koysam kartal olsaaa ?
4. koy şu ibnelere x 3 Fe-ner-bah-çe (bum da lalalala) ...
Bu liste katkılarınızı bekler...
15 Eylül 2008 Pazartesi
hakan kutlu

14 Eylül 2008 Pazar
Ümit Özat & TR Ligi
Spor3.com' un haberi;"BUNDESLİGA ekiplerinden FC Köln'de oynayan Ümit Özat, Karlsruhe maçında yaşadığı rahatsızlığın ardından takımının kendi sahasında Bayern Münih ile oynadığı maçı tribünden izledi. Taraftarlardan büyük ilgi gören tecrübeli futbolcu, maçtan önce Rhein Energie Stadyumu'nu dolduran 50 bin taraftara hitap etti."
"Ümit konuşma yaparken, takım arkadaşları tecrübeli oyuncunun çevresinde çember oluşturarak kaptanlarını alkışladılar. Bu arada her iki kale arkasındaki tribünlere Almanca ve Türkçe olarak, "Bizler senin yanındayız büyük kaptan" ve "Ümit, inşallah yakında seni yeniden sahada görürüz" yazılı pankartlar göze çarptı."
Bu bizim bildiğimiz, 25' inden sonra Daum tarafından sol bek yapılan Ümit Özat' mı diyesi geliyor.. Yoksa diyorum Türkiye' de mi enterasan işler bekleniyor topçulardan. Her sene eleştirdik bu adamı, takoz hesabı. Almanya' da oynuyor işte.. Kezman geliyor, Guiza geliyor, olmuyor bir türlü. Belki oluyor da biz başka şeyler mi bekliyoruz? Senede 20 gol 20 asist yapan Alex eleştiriliyor.. Zor bir lig mi bizim ki acaba.. Valla aklım karıştı..
kim bu

Sinyor Tetikçi..
Efendim, takım 3 haftada 2 maç kaybetmiş, tribündeki adam bile hakemle uğraşmıyor, ters gidiyor birşeyler işte.. Nedir, yenidir t.direktör, orta sahanın göbeğinde milli takımın ön liberosunu kaybetmişsinizdir, üstüne deivid gibi orta sahada oynayan gol makinesi sakattır.. Bu maçta da defansın ortasında 2 oyuncunuz yoktur.. Zor maç, zor dönem.. Normal yani bu kayıplar..Sinyor' un bugünkü yazısından bir paragraf;
"Kaleci Volkan enterasan bir maç çıkardı. Penaltıya sebebiyet verdi ki, bana göre penaltı kararı doğru değil. Kaçan penaltının ardından 'Yukarıda Allah var' dedi, kırmızı kartı görüp atıldı. Çok kötü bir yönetim gösteren hakem herhalde fırsat kolluyordu. Hiç tereddüt etmeden kırmızı kartını gösterdi. Penaltı kararı son derece yanlış. Kaleci çıkacak tabi. Temas da gayet normal. Hakem o kadar ters kararlar verdi ki... Bariz faulleri çalmadı, penaltıyı uydurdu."
Efendim o uydurulan, tabi çıkacak kaleci olan pozisyonu altta bulabilirsiniz.. Senelerdir top oynamış bir insan bunu söylüyorsa sinyor tetikçilik için fırsat kolluyordur derim..
13 Eylül 2008 Cumartesi
ancelotti 'ye mektubumdur

1995 ve 1997 milan - liverpool cl finalleri
(95 İstanbul final kadrosu..kewell-baros hücum gücü liverpool 'un. 97 finalinde de kewell 31 dakika oynamış yine.baros o sıralar lyon semalarında olsa gerek,)
İstanbul finalini kaybeden ancelotti 'yi takımda tutmak erdem midir? mektubum ancelotti 'ye :
http://www.uefa.com/newsfiles/ucl/2004/1086988_hr.pdf
adam değilsin ancelotti.
12 Eylül 2008 Cuma
Iyi oynayan kazanir!
Futbolcular icin tek tek bir degerlendirme yapmak henüz cok erken ama Gökhan beni en cok sasirtan isim oldu diyebilirim. Umut Bulut ile yanyana izleyince Gökhan'in kalitesini hemen anliyorsunuz! Toplada topsuzda cok hareketli ve cok isabetli sutlari var, Kayseri'de oynarken tam izlememis olmamdan dolayi uzun boylu, kazma, bir nevi genc Hakan Sükür oldugunu düsünüyordum, hic alakasi yokmus. Isaac'in da bir iki hafta icinde hazir olacagi düsünülürse, sakatlik olmazsa forvet sikintinsi olmaz gibi Trabzon'un. Cale iyi transfer, oyun kurabilen sol bek, kademeside basarili. Selcuk bekledigim gibi bomba gibi girdi sezona. Colman ise bende cokta iyi izlenimler birakmadi. Delgado tarzinda oldugu söyleniyordu, dogru ama Delgado nun daha gücsüzü, birde Delgadonun ücüncü sezonunda daha yeni dümenin basina gectigi düsünülürse, bu "kumasi kaliteli" arkadasin üc sene sonra Tekstil isindemi yoksa Trabzonda mi basarili olacagini ketirmek güc! kisisel görüsüm, sabir göstermek lazim, bu sabirda takimin basarisina bagli. Yani biraz sans isi. Takimin beyni ise beklendigi üzere Yattara, son macta 40.dakikada ciktiktan sonra Trabzonun tek bir organizasyonu yoktu. Olaganüstü bir yetenek. Öyle yada böyle Ersun'un ondan maksimum verimi almasi lazim. Sanirim basariya giden en kestirme yol bu olur. Bu adami yedek oturtmak Teknik Direktörün yeteneksizligini gösteririr, Ersununda en büyük sinavi budur.
Bu hafta oynayacaklari Besiktas macina gelirsek, Trabzon icin cok önemli bir firsat, alacaklari bir galibiyet takim olma yolunda üc ayda katetmeleri gerken yolu bir maca indirecek. Maglubiyet ise Ersun'un biraz kredi kaybetmesinin yaninda zaten iki gidim olan sabrin yarisini götürecek. Sezon basindan bu yana ayri ayri verdikleri demeclerde Cale, Gökhan, Selcuk, Ersun ve Baskanlari sampiyonlugu hedeflediklerini söylediler. Bunun erken olmasina ve baski olusturmasina ragmen, türk futbolcu icin basarinin birinci kosulu baski oldugundan bilerek yapildigini düsünüyorum. Tabii bu tip aciklamalari baskiyi artirmanin yaninda sabri da azaltiyor. Besiktasin hücumcularinin cok formda oldugundan ve tabii birazda kazanmasini istedigim icin favori Besiktas diyorum ama Avni Akerin atmosferi, Yattara'nin sihirbazliklari maci rahatlikla Trabzona da kazandirabilir. Iki takiminda ilk ciddi sinavi, güzel bir futbol ve bol gol görmek icin gereken her sey var. Öyle siradan bir sans golüyle felan degil, ancak iyi oynayarak kazanilabilcek bir mac, kanimca.
Belçika Maçı
1. Üretkenlik ceza sahasına yaklaşıldıkça sıfıra doğru yaklaşmış olsa da, Euro2008'de yaptığımız maçlardan, belki Almanya maçı hariç, daha iyi buldum milli takımı. Özellikle orta sahada dinamizm ve oyunun yönünü zaman zaman çok iyi değiştirmeleri dikkatimi çekti. Emre'yi beğendim bu anlamda. Zira tüm toplar onda toplandı genelde orta sahada. Ayrıca çok koşması ve presini de beğendim. Mehmet Topuz etki yaptı, bence kadroya mutlaka alınması gereken bir oyuncu.
2. Sol bek tercihi, Uğur dururken yanlış olmuş. Maç öncesi de düşündü bilemiyorum, belki Arda'ya defansa yardımı falan düşünme, işine bak arkan sağlam demiştir. Bu yüzden daha ofansif oynayan Uğur'u düşünmemiştir belki ama golü yememizle erken bozuldu bu yaklaşım. Sol kanat da çok verimsiz kaldı bu yüzden.
3. Servet'in dediğine göre, Tuncay'ın yerine giren adam uyarılmamış, o yüzden adam o kadar boş kalmış. Böyle saçma goller yiyebiliyor milli takımımız halen işte. Servet'de Zan'da ağır. Birinin çabuk olması lazım mutlaka. Bence Toraman'ı kullanması lazım hocanın.
4. Marco'nun yokluğu bu maçta etkilemedi takımı.
5. Semih atmayınca kazanamıyoruz gibi bir sonuca varacaktır yakında sporr basını böyle giderse.
6. Belçika'nın en iyi tarafı defansıymış, ilk golü yememiz bu anlamda kötü oldu. Ama grupta Belçika'yı potaya soktuk falan deniyor, bu haliyle Belçika gerçekten bize rakip olabilecekse hiç gitmeyelim zaten Afrika'ya falan.
Terim'in kenardaki gerilimi takıma da yansıyor. Volkan'ın Çek maçında yaptığını falan da biraz böyle değerlendirmkte yarar var belki. Hasan Doğan'ın son kazığı oldu Terim. Yeni sözleşmesine nasıl bir tazminat maddesi koydurmuştur merak ediyorum. Demek ki biz böyle kanser ola ola milli takım izlemeye, ayar olmaya devam edeceğiz.
BU resim Hurriyet'ten. Maçta da birkç kez ağır çekim felan gösterdi kameralar bu hareketi. Ben hiçbir anlam veremedim, özellikle kamera çekiminde komik görünüyordu Terim'in yaptığu şey. Adam ellerini kaldırıyor uzaklaş anlamında, Terim bir adım geri atmadan boynunu eğiyor, sanki hakem kendisine dayılanıyormuş, tokat atmaya yelteniyormuş gibi... Hakem bir tane yapıştırsaydı keşke.
11 Eylül 2008 Perşembe
10 Eylül 2008 Çarşamba
Tuncay Şanlı'nın müthis hareketi ...
Umarım link çalışır... Liverpool maçından.
Not: Videonun başında, topu önüne alışına da bakın bi... Önemli gelişim var adamda yaw.
8 Eylül 2008 Pazartesi
joma-asics-hummel-le cop sportif
6 Eylül 2008 Cumartesi
Zico Newcastle' da mı?
Kevin Keegan, oyuncu transferi politikası konusunda yönetim ile anlaşamayınca yolları ayırmış, Zico' nun derdi olmaz bu konularda, toplayabilir mi Newcastle' ı? İşi zor.. Ama iyi bir seçim olur, takım için..
5 Eylül 2008 Cuma
I love you Gordon!
Duisburg'a bedelsiz gitmedi, ama kiralandı galiba... Duisburg 4 köşe olmuş anlatıldığına göre...Haberin kaynağı haber3.com
Alman kulübünün Hırvat futbolcuyu, daha Beşiktaş’a gelmeden önce transfer etmek istediği ancak Hırvat futbolcuyu Beşiktaş’a kaptırdığı ortaya çıktı. Sportif Direktör Bruno Hübner, “Gordon’u geçen sezonun devre arasında da transfer etmek istedim. Ancak kulübü Dinamo Zagreb, 2.5 milyon euro isteyince bu transferden vazgeçmiştik” dedi.
Beşiktaş ise Gordon için Dinamo Zagreb’e 2 milyon euro bonservis bedeli ödemiş, Hırvat futbolcu da 6 ay için 800 bin euro almıştı. Böylece Duisburg, üste para verip alamadığı Gordon’u Beşiktaş sayesinde geç de olsa bedavaya kadrosuna katıp, 2 milyon euro civarında kâr etti. Sportif Direktör Bruno Hübner, Gordon’un Duisburg için sahada kalbini ve ruhunu vermeye hazır olduğunu söylerken; Gordon da “Duisburg’da olduğum için çok mutluyum. Takımı şimde el birliği ile yeniden Bundesliga’ya çıkarmaya çalışacağız” diye konuştu.
Bu adamın eski klübüyle Antalya'ya geldiği dönem, BJK'nın asıl transfer etmek istediği futbolcu olan Dino Drpic ile şöyle bir diyaloğu olmuş mudur merak ederim hep :
GS: Lem Drbic?
DD: Buyur hacım?
GS: Geçen diyodun ya seni izlemiş burdan bir takım, beğenmişler felan.
DD: He abi?
GS: Ne oldu o iş?
DD: Abi olucak inşallah...
GS: Nah olucak...
DD: Abi niy... ?
GS: Hani sen götünü açtıydın ya bi maç ...
DD: Eyvah..
GS: Yaaa. Devir internet devri olm. Rakip taraftarlar şimdiden "hastasıyız" diye pankart yaptırınca klüp vazgeçmiş.
DD: Sen nerden biliyosun yaa?
GS: Olm şimdi de beni ...
DD: Lam sen de götünü açmıştın o gün...
GS: Susu lam sus !
.....
4 Eylül 2008 Perşembe
istanbul 'da bir sürrealist





issoefutebol.blogspot.com/2008/02/alex.html
http://www.ntvmsnbc.com/news/278373.asp
3 Eylül 2008 Çarşamba
2 Eylül 2008 Salı
kezman 18



Kimi futbolcu Türkiye'de yücelir, kimi futbolcu Türkiye'de körelir....
Tr'de yücelenler (üst düzey liglerde vasat ya da vasat altı bir performans gösterebilecek iken TR'de vasatın altına düşmeyen tipler) :

- Alex
- M. Aurelio (belki şu son sene CL ve Euro deneyimi ile bişiler yapabilir).
- M. Yıldız
- Servet Ç.
- Nobre
- Emre Güngör
- Mehmet Topal
- H. Şükür

- Nihat
- Arda
- Serdar Özkan
- Holosko
- Bobo
- Yattara
- Tümer
- Ümit Karan
- Aykut Kocaman
Bu liste katkı ve yorumlarınızı bekliyor.
PS: Öte yandan "İngiltere liginde en çok iz bırakan yabancı futbolcular" listesinde 2 numaranın kim olduğunu size sormuştum, tek yorum Ömer den geldi, "Ginola" diye (cevap tabi ki o değil, bir numara olan Cantona ve 3. numara olan Henry'nin Fransız oluşundan kopya çekivermiş Ömer, iyi bir yaklaşım... ) 2 numara kim peki ???
1 Eylül 2008 Pazartesi
Beşiktaş : 2 Konyaspor : 0
4-2-3-1 sistemi ; 4' lü mantıklı bir defans kurgusu, önde ısırgan olmayan Cisse & İnceman, zorunlu AMR Holosko, sağ kanttan bozma Serdar, orta önde Delgado ve tek forvet Bobo.. Konyaspor' un taktiğini bilmiyorum, bilemedim de.. Genelde oyunu bozmaya çalışan bir yapı ile devam ettiler. Beşiktaş gönderdiği oyuncular ile kötü ayrılmasın lütfen, yoksa bir daha karşısına çıktığında adam sakatlamak için yemin ediyorlar.. GS' den gelen Cihan' ın 2. sarısı belki direk kırmızı olabilirdi, Fahri' nin ilk sarısı kırmızı, elle kestiği top ise ikinci sarı olmalıydı, olamadı.. BJK' nın penaltısı da penaltı değildi, hakem buna takıldı sanırım.. Maçın ilk 2 sarı kartı, 1 Konya, 1 BJK' ya serbest vuruşta topun önünde durmaktan çıktı, kafa lazım tabi..Takım şampiyon olmayabilir, olmasın istemiyorsa da.. Böyle oynansın maçları ama.. Sevelim izleyelim.. Bir GS-Kayseri maçı görmeyelim bir daha..
Zago' dan Za, Popescu' dan Po = ZAPO..
Şimdi efendim, bu adam İtalya' da bir sezon Udinese forması giymiş.. Zapo yazıyor formasının arkasında, Zago gibi agresif, ısıran defans yapıyor, Lugano gibi değil anlatmaya çalıştığım ama.. Popescu gibi ileri çıkışları da çok başarılı, pas yapmayı bilen bir defans oyuncusu görmeyeli ne kadar uzun süre olmuş.. Alana bravo..Not : Resimde Zapo top sürüyor, kovalayan Kaka..
Dip Not : Resimdeki siyah-beyaz forma ve sarı ayakkabılarını giymeye devam ediyor..















